Maratona ilham veren listede Edgar Wrigth ismi ile karşılaşılınca karmaşık hafızam, bu isme bir yerde aşina olduğuma dair alarmlar çalmaya başladı. Ben de hemen teknolojinin nimetlerinden yararlanarak hafızamı huzura erdirdim.
Favori filmlerim arasında yer alan Shaun of The Dead filminin yönetmeni olduğunu görünce hafızamın unutkanlık seviyesinden utanç duydum. Ayrıca yönetmenin aynı zamanda pek beğendiğim Baby Drive filminin de yönetmeni olduğunu görünce, bir daha unutmaması için beynime ufak çaplı bir ayar çektim. Sonra da korku filmi listesine geri dönerek Edgar Wright'ın sevdiği korku filmine baktım.
1945 yapımı bir korku filmi olan Dead of Night, yapım tarihi ile ekstra bir ilgiyi hak ediyor gözümde. Eski korku filmlerinin gotik atmosferi, özel efektlerin kısırlığından mekanik yollar ile seyirciyi germe çabası ve başarısı eski korku filmleri kesinlikle izlenmeye değer kılıyor bence. Dead of Night bir diğer önemli unsuru, filmin farklı hikayelerden oluşuyor olması ve her hikayeyi ayrı bir yönetmenin çevirmesi. Daha da güzelini söyleyeyim mi? Her bölüm ayrıca farklı kısa öykülerin uyarlaması! Ufak çaplı internet araştırmam da bulduğum her data ile kendimden geçmeye başladığımı fark ettiğim anda Dead of Night'ı maraton listeme attım. Ayrıca filmin afişini de çok beğendim.
Shirley ile yaşadığım hayal kırıklığının üzerine bu eski korku filminin keyfimi yerine getireceğine dair bir beklentim vardı. Ve film beklentilerimi karşıladı!
Bir çiftlik evini restore etmek için giden mimarı görerek başlıyoruz filme. Evin içerisine girdiği anda mimarımızın tavırları değişmeye başlıyor. Kalabalık ev ahalisi ile tanıştığı sıradaki tuhaflığına anlam veremiyoruz. Ta ki, mimar bu eve daha önce geldiğini, evde olacak olayları daha önce de yaşadığını söyleyinceye kadar. Çiftlik sahiplerinin dostu olan psikiyatrist, bu mistik duruma bilimsel açıklamalar getiriyor. Rüyaların işleyişi ve insan beyninin yorumlayışı üzerine çeşitli açıklamalar yapıyor ama tabii ki kimse tatmin olmuyor. Çünkü paranormal şeylere inanmak, bilimsel gerçekleri öğrenmekten çok daha eğlenceli! Ve psikiyatrist beyefendiye adeta meydan okurcasına, hepsi başlarından geçen mistik hikayeleri anlatmaya başlıyor.
Segmentleri basitçe, özellikle yönetmen ve hikaye yazarlarını anlatarak bahsedeceğim ki izleyecek olanlar için sürprizleri kaçmasın.
İlk hikaye bir araba yarışçısı olan aile ferdinin geçirdiği bir kazadan sonra yaşadığı mistik olayı anlatıyor. Bu hikayenin yönetmeni, aynı zamanda filmin genel konusunu izlediğimiz çiftlik bölümlerinin yönetmeni Basil Dearden. Hikayenin yazarı ise Edward Frederic Benson. Bu iki isimde daha önce duymadığım isimlerdi.
İkinci hikaye, size o eski korku yazarlarının havasını veren bir konuya sahip. Daha ilk girişten neler olacağını tahmin ediyorsunuz, çünkü çokça karşılaştınız ama gene de tatmin oluyorsunuz. Ailenin genç kızı, arkadaşının evindeki bir yılbaşı partisinde başından geçen olayı anlatarak bizi hikayenin içine sokuyor. Bu bölümün yönetmeni Alberto de Almeida Cavalcanti ve hikaye de Angus MacPhail'e ait. MacPhail'in öyle bir senaryo listesi var ki, bak bak bitmiyor. Bir ara senaryosunu yazdığı filmlere bakacağım zira bölümden memnun kaldım.
Üçüncü hikaye, ikincinin yarattığı atmosferi bir tık daha yükselten, favori öykü yazarım Guy de Maupassant'ın ürperten hikayelerini andıran şahane bir bölümdü. Nişanlısına aldığı aynanın konu olduğu bölümün yönetmeni Robert Hamer. Hikayenin yazarı ise John Baines ve Viki'de yazar hakkında bilgi yok! Bu gizemi kendisine yakıştırdım.
Dördüncü hikaye filmin genel gidişatında bizi resmen ters köşeye yatırıyor. İçinde pek çok komedi unsurunu barından hikaye bir hayalet hikayesi. Bu absürt bölümün yönetmeni Charles Crichton. Kendisi aynı zamanda pek popüler olan (popüler olmayı da hak ediyor çünkü baya eğlenceli bir filmdi) A Fish Called Wanda filminin yönetmeni. Böylece bu bölümün sahip olduğu komedi unsurları daha bir anlam kazanmış oluyor. Hikayenin sahibi ise beni pek şaşırttı. Dünyalar Savaşı gibi bir öykü yazan H.G. Wells'in böyle bir hayalet hikayesi yazacağını tahmin etmezdim.
Geldik son bölüme. Film özellikle bu bölüm ile ünlenmiş ve hak ettiğini de söyleyebilirim. Gene bir Maupassant havası hissettiğim bu öykü adam yaralamaktan içeri alınmış bir vantriloğu anlatıyor. Çiftlik evindeki psikiyatrist beyefendimizin başından geçen ve bir türlü anlam veremediği bu olayın yönetmeni gene Alberto Cavalcanti. İkinci hikayede yarattığı hava burada çok daha gergin. Dar mekanlarda oyuncuların ifadeleri, diyalogları ve tabii ki kuklası ile ürperten bir bölüme daha imza atmış. Hikaye ise ayna bölümünün gizemli yazarı John Baines'e ait!
Bölümler eşliğinde çiftlikteki olaya devam eden bu korku filminden son derece memnun kaldım. Hem kısa öykü damarıma hem de eski korku filmi damarıma hitap eden Dead of Night'ı tavsiye ederim.
Film hakkında önemli başka bir detayı da belirtmek isterim. İkinci Dünya Savaşı döneminde İngiltere'de korku filmlerinin yapılması yasaklanmış. 1945'te gösterime giren Dead of Night bu açıdan özel bir film imiş. Ayrıca İngiltere'de korku filmi türüne büyük etkisi olmuş. İyi ki de olmuş!
Böylelikle maratonda yüzümüz güldü. Edgar Wright'ın böyle nadide bir korku filmini favori filmi olarak koyması kendisine duyduğum sevgiyi daha da arttırdı. Onunla da bir kahve içsek, oturup konuşsak kim bilir daha ne cevherler bulacağız. Kendisinin biraz koleksiyonal biraz da "nerd" bir korku filmi hayranı olduğunu düşünüyorum. Belki onun John Baines hakkında bir bilgisi vardır. Belki kendisine bir e-posta (TDK'nın sözlüğü "mail" kelimesini böyle düzeltmemi söyledi) atmalıyım. Belki de bir sapık gibi, türlü sosyal medya mecralarından kendisine ulaşmalı, darlamalı ve bir sonraki filmine ilham kaynağı olmalıyım! Bununla ilgili korku-komedi bir film yapmak isteyeceğine eminim.
(Biz de Bayan Kene ne zaman burnu büyük, artist bir laf edecek diye bekliyorduk. Şaşırtmadı!)
Yola kaldığımız yerden devam ediyor, korku türünün verdiği heyecan ve gazla bir sonraki filmi izlemek için can atıyoruz.
Edgar Wright bebeğim, bkz: Scott Pilgrim, Spaced, Cornetto trilogy... hem de bekar. bunun konuyla ilgisi yok tabii. arada instagramda kendi spotify müzik listelerini de paylaşıyor, hoşuna gidebilir.
YanıtlaSil