11 Ağustos 2022 Perşembe

Kısıtlı Diyaloglar

Öncelikle regl olduğumu söyleyerek başlamak istiyorum. Bu da demek oluyor ki pazartesi günü yayınladığım "En Mutlu Gün" yazısının kaynağı PMS. Ve bu da demek oluyor ki ben ne zaman regl olacağım konusunda çok yanlış hesaplamalar yapıyorum. Neyse ki bunun için çeşitli uygulamalar var. O yazıyı yazmadan önce o uygulamayı açıp baksaydım yazının kaynağının bir PMS atağı olduğunu anlayabilirdim. Ama bakmadım, çünkü regl olmayacağım çok emindim! 

Bu gün Beyaz Fonlu Uzman ile güzel bir seans geçirdim. Biraz pazartesi günü hissettiğim ruh halinden bahsettik, biraz da bu aralar kendimi çok yalnız hissettiğimden, diyaloglardaki kısıtlamaların ne kadar gözüme battığından, bunun beni ne kadar rahatsız ettiğinden konuştuk. Bir noktada bu konuda kendisine bile gıcık olduğumu söyledim. Seansları bitiriş şeklinin beni rahatsız ettiğinden, kendimi önemsiz ve yalnız hissettirdiğinden bahsettim. Ama bundan gülerek bahsettim çünkü gerçekten çok komik! Benimle seans yapması için para verdiğim bir psikoloğa bana ayırdığı süre bitince gıcık oluyorum! Gerçekten çok komik. Bunu ona da söyledim. Bitmemesini mi isterdiniz, diye sordu.

 

"Hayır! Sadece kapanışa daha yumuşak bir geçiş yapmayı isterdim." dedim. Ama inanın bunun nasıl olacağı konusunda bir fikrim yok. 

"Belki benim de sizi yalnız bıraktığımı düşünüyorsunuz. Size iki hafta sonra tatile çıkacağımı ve seans yapamayacağımızı söylediğim de belki de bana da kızdınız..." dedi. 

Genelde kesin bir şekilde ifade etmiyor. Hep "belki"ler koyuyor.

"Hayır!" dedim yine aynı kesin tavırla. "Bunu çok doğal buluyorum. Sizinle profesyonel bir ilişkimiz var." Burada kendisini kesinlikle arkadaş olarak görmediğimi kesin bir şekilde ifade ettim. "Sizinle ilişkimde sınırlarım var, bunların farkındayım ve bunu çok normal buluyorum." Sanki ben böyle sert bir çizgi çekince biraz yüzü düştü ama bu tamamen benim çarpık zihnimin çıktısı da olabilir. "Sadece, şu ara kendimi ekstra yalnız hissettiğim için, ne kadar normal olduğunu bilsem de bir şekilde size de yöneltiyorum bu kırgınlığı belki de." diye açıkladım. "Zaten o yüzden komik geliyor! Hem sizinle profesyonel bir ilişkimiz olduğunu biliyorum hem de bana ayırdığınız süre bitip, konuşmayı kestiğiniz zaman gıcık oluyorum. Bu gerçekten çok komik!"

Psikoloğumla mesafeli bir ilişkimiz olmasını seviyorum ve bunu tercih ediyorum. Oturup onunla bir kahve içmek istemem mesela. Ve konuşmak için kısıtlı bir süremiz olması da iyi bir şey. Yalnızca bu ara bütün diyaloglarım kısıtlanıyormuş gibi hissediyorum. 

Son 20 saniyeler, son beş dakikalar, müşterilerin gelmesi, işlerin çıkması, seansın bitmesi... Diyaloğun kendiliğinden değil de dış bir etkenden dolayı bitmesi... 

Önceden Bay Nerd'le beraberken o anın biteceğini hiç düşünmezdim. Şimdi onunla olduğum her anın belirli bir süresi var. Ve bu canımı çok acıtıyor. Bunu da Beyaz Fonlu Uzman'a söyledim. Daha doğrusu onunla konuşurken anladım neden diyalogların bitmesinden bu kadar rahatsız olduğumu. Vardığım bu sonucu beğenmiş gibi kafasını salladı. Ama aslında ne desem aynı şekilde kafayı sallıyor. O yüzden, anlıyor mu yoksa artık bir refleks haline gelmiş bir hareket mi onun için, emin değilim. En azından o an kendimi iyi ifade ettiğimi düşünüyorum.

Dalyan'ı seviyorum, burada olmayı gerçekten çok seviyorum ama şu anda hiç olmadığım kadar yalnız hissediyorum.

Neyseki film izlemeye sardım yine. Bana baya iyi geliyor.

Geçen akşam Yeşim Ustaoğlu'nun Güneşe Yolculuk filmini izledim mesela. Pek çok güzel rastlantı ile karşılaştım filmi izlerken. Mesela filmin dağıtımcısının İstisnai Filmler ve Reklamlar olduğunu gördüm. Geçen izlediğim Flu Tv programında konuk Ezel Akay'ın film ve reklam şirketi. Zaten Yeşim Ustaoğlu ile çalıştıklarını o programda duymuştum ama açtığım bu filmin o döneme rastlaması beni şaşırttı ve hoşuma gitti. Ayrıca yapımcıları arasında Ezel Akay da vardi. Başka bir güzel rastlantı da filmin sonunda Tayfun Pirselimoğlu'nun ismini görmem oldu. Zira Mubi'de yeni günün filminin yönetmeninin Tayfun Pirselimoğlu olduğunu görmüştüm. Böylece izlemem gereken yeni bir Türk yönetmen daha oldu. Ve ayrıca Güneşe Yolculuk filminin Pirselimoğlu ve Ustaoğlu arasında bir dava konusu olduğunu da biraz önce öğrendim. Senaryonun kime ait olduğu konusunda Pirselimoğlu dava açmış. Davayı Yeşim Ustaoğlu kazanmış. Sanırım Güneşe Yolculuk'un sonunda "Tayfun Pirselimoğlu'nun eserinden esinlenmiştir." gibi bir şey yazıyordu. İsmi öyle gördüğümü hatırlıyorum ama emin de değilim. Tekrar jeneriğini açıp bakacak kadar da kendimden şüphe etmiyorum. Tayfun Pirselimoğlu ismini gördüğüme eminim!

Film gayet iyi çıktı. 90'lardaki Kürt sorunu üzerine yapılan bir film olduğu için de baya ses getirmiş. Ve yine ülkenin üzerine bir taş dahi koymadığını gördüm. Tıpkı Pardon filmini izledikten sonra gördüğüm gibi. Neden burada hiçbir şey değişmiyor? Bunun önündeki engel ne? Kim neden bunu istemiyor? Muhafazakarlık bu kadar mı işlemiş içimize? Her konuda hem de... Çok garip geliyor ve bir yandan da çok üzücü. Başka ülkelerdeki insanların da aynı şeyden şikayet edip etmediğini bilmiyorum tabii ki ama bence bu baya şikayet edilecek bir konu.

Yakın geçmiş zamandaki türk filmlerini izledikçe İlker Canikligil'in "Bu ülke hep böyleydi." yorumunu çok daha doğru buluyorum ve haklı çıkıyor olmasına sinirleniyorum.

Bu akşam da karıştıracağım Mubi'yi. Ama Türk filmi izleyeceğimi zannetmiyorum. Yeteri kadar ülke sorunları ile boğuşuyorum zaten. Başka ülkelerin sorunlarını izlemek daha iyi gelebilir. Evet, biraz çirkin bir bakış açısı ama doğru da bir yandan. 

Ben iyisi mi bir film araştırmasına girişeyim. Bu akşama güzel bir şeyler bulayım. güzel bir yemek de ayarlayayım kendime. Felekten bir akşam geçirelim be!

Off, Bay Nerd, seni gerçekten çok özledim... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder