Şimdi bu filmden bahsetmeden önce zamanda biraz geriye gitmemiz gerekiyor. Zira bu şekilde neden romantik bir film hakkında yazı yazdığımı anlayabiliriz.
Haftalar önce, Bay Nerd'e olan özlemim fena kabarmışken rüyamda Bay Nerd'ü görmektense gidip, 50m^2 adlı türk dizisindeki başrol oyuncusu olan Engin Öztürk'ü gördüm. Müstehcen bir rüya değildi. Sadece aramızda bir nevi toksik bir ilişkinin olduğunu gösteren bir rüyaydı. Ben ilgi bekliyordum ama o ilgi göstermekten çok uzak olduğu gibi bir yandan da aslında kötü davranıyordu.
Bu rüyayı görmemin başlıca sebebi, o dönem içerisinde zihnimin Bay Nerd'ün benden uzaklaşmış olmasına kafayı takmamdı. Ve Bay Nerd'ün bazı fiziksel özelliklerinin de Engin Öztürk'ü andırıyor (bakınız, dikkat ediniz, benziyor demiyorum, andırıyor, sakalının rengi, parmakları ve burnu mesela) olmasını fırsat bilen çarpık zihnim bana Bay Nerd'ü göstermektense bu elemanı göstermişti. Çünkü içten içe bu davranışları Bay Nerd'e yakıştıramıyordum!
Bu arada bu tamamen benim yorumum ama gayet oturaklı olduğunu düşünüyorum.
Her neyse...
Tabii ki bu rüyayı gördükten sonra kafayı bir süre bu Engin Öztürk denilen oyuncuya taktım. Kısa araştırmam sonucunda karşıma Melikşah'ın Bazı Nefis Filmler videosu çıktı. Konuğu Engin Öztürk'tü. Konu filmler olunca ve özellikle de rüyamda gördüğüm oyuncu bir elemanın en etkilendiği filmler listesi olunca videoyu sabırla izledim. Zaten Engin Öztürk'de pek sıkıcı bir insan değilmiş. Gerçekten ilginç filmler vardı listesinde. Mesela bir belgesel vardı. Hatta iki galiba... Das Experiment de listenin bir yerindeydi, Bir Zamanlar Anadolu'da da... Ve listede karşıma Love & Other Drugs filmi de çıktı. Bunu çok ilginç buldum çünkü afişine pek çok kere çeşitli platformlarda rastlamış ve Jake Gyllenhaal'u ne kadar beğensem de romantik bir film olduğu ve Anne Hathaway'i de bir o kadar sevmediğim için gerçekten hiç ama hiç ilgimi çekmemişti. Benim için baya "NO!" bir filmdi. Ama gel gör ki, Engin Öztürk denilen bu elemanın ilgimi çeken film listesinde bu filmde vardı. Filmi de baya övdü (Neden övmesin ki, zaten listesine eklemiş!). Böylece film aklıma daha farklı bir şekilde kodlanmış oldu.
O kodlamanın sonucu olarak da bu akşam yemek sonrası film seansımda Love & Other Drugs'ı deneyeme karar verdim.
Öncelikle garip bir şekilde filmin beni hiç sıkmadığını söyleyebilirim. Halbuki çok klişe, özellikle de romantik filmlere aşina iseniz. Kadınlara seks dışında vakit ayırmayan yakışıklı bir adam ve tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmış güzel bir kadın. Yanlış hatırlamıyorsam 90'larda bu konu acayip sükse yapmıştı. Richard Gere ve Winona Ryder ikilisinin böyle bir filmi vardı. Hatta Keanu Reeves ve Charlize Theron ikilisinin de! Evet, romantik filmlere tavırlı olsam da oyuncular ve filmler konusunda takıntılı olduğum için bu filmlere de hakimim ama ister inanın ister inanmayın, her iki filmi de baştan sonuna kadar izlemedim.
Ama Love & Other Drugs'ı izledim. Açılışı eğlenceliydi, basit bir ev aletleri satıcısından ilaç pazarlama işine giren Jake Gyllenhaal, Lilly's in pek popüler olan Prozac ürününe Pzifer'ın Zoloft ürünü ile meydan okumaya çalışıyordu. Aslında bu kısım bile filmi benim için gayet ilgi çekici kılmıştı. Ve tabii ki bu satış çalışması sırasında da aldığı onlarca ilacı tekrar yazdırmak için gelen, 27 yaşında Parkinson hastalığına yakalanmış Anne Hathaway ile tanışıyor. Burada işler benim için daha da ilginçleşiyor çünkü Bay Nerd'ün babası yaklaşık 16 senedir Parkinson hastası. Ve bir anda kafamda "Acaba ne kadar doğru bir şekilde anlatmışlar?" sorusu belirdi. Bu sebeple de filmi başka bir gözle izlemeye başladım. Hiç sevmediğim halde Anne Hathaway'in hareketlerine daha çok dikkat ettim.
Senaryo tabii ki tahmin ettiğiniz şekilde ilerliyor. Önce sadece seks diye başlıyor ama sonra salgılanan oksitosin hormonu ile bağlanma başlıyor (ve bu bize son derece romantik geliyor), ilişki istiyorum/istemiyorum kavgalarını görüyoruz, sonra ilişki başlıyor, bu sefer de kadının hastalığı ilerliyor ve bir Parkinson hastaları toplantısında, karısı senelerdir Parkinson ile mücadele eden bir adamın Jake'e verdiği ağır tavsiyeler sonucunda mutlu sahnelerden mutsuz sahnelere düşüyoruz.
Bunu bu şekilde anlatıyorum ama çok ucundan yaşadığım bir hikayenin çok daha içinden nasıl olduğunu görmek gerçekten sarsıcı. O yüzden filmde ekstra içimin burulduğu sahneler oldu. Özellikle umutsuzca bir "tedavi" arayışları, gerçekten sinir bozucuydu.
Filmin sonunda şaşırtıcı bir şey olmadı ve tekrar bir araya geldiler. Sonrasında neler olduğunu bilmediğimiz ama aşağı yukarı tahmin ettiğimiz ve aslında tahminlerimizin de hiç yüzümüzü güldürmediği bir hayat yaşamaya karar verdiler.
Şimdi düşünüyorum da; Hollywood çok adisin... Kansere yakalanmış sevgili yetmedi, şimdi de yavaş yavaş beyin hasarına sebep olan hastalıklarla canımızı çıkarmaya karar verdin. Hoş, Sweet November ile bu film arasında 10 sene var. 10 sene sonra bu fikri bulmuşlar. Tebrik ediyorum. Bence geç bile kalmışsınız. Ama belki de o zaman Parkinson hakkında bu kadar şey bilmiyordunuz! Ve tabii 10 sene içinde kanser konusunda baya ilerlemeler kaydedildi! Eskisi kadar satmazdı!
Evet, biraz atarlıyım ve sanırım atarlı olmamın sebebi de tam olarak bu. Bizi belimizin altından vurması. Sanırım atlamalı patlamalı filmler değil ama böyle romantik filmler izlerken kullanıldığımı daha çok hissediyorum. En insani özelliklerimden faydalanıyorlarmış gibi hissediyorum.
Film endüstrisinin üzerine biraz düşününce aslında genel olarak en insani özelliklerimizden faydalandıklarını söyleyebiliriz. Yani bu sadece romantik filmlerin suçu değil.
Yine de o kullanılıyormuş hisi... Benim için bu filmlerde çok yoğun. Kimisinde dram filmleri böyle bir etki yapıyor. Acı dolu hayatları izlemek fazla geliyor. Acaba bu izlemekten hoşlanmadığımız için mi yoksa onları izlemek biz de çok başka bir duyguyu mu tetikliyor?
Bunun üzerine düşüneceğim.
Neticede, romantik bir film üzerine ilk yazımı yazmış olabilirim. İzlediğim için pişman değilim. Evet, Bay Nerd yokken romantik bir film izlemek ruh sağlığım açısından çok iyi olmadı ama bu filmi Bay Nerd burada iken hayatta izlemezdim. Babası Parkinson hastası olan birinin bu filmi izlemekten pek memnun kalacağını düşünmüyorum.
Film ayrıca Viagra'nın nasıl patlama yaptığına da değiniyor. Hangi romantik filmde bu var sorarım size?!
Kesin vardır, çünkü binlerce romantik film var... Kaybedeceğim bir savaşa girmenin anlamı yok.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder