8 Aralık 2020 Salı

Bayan Kene Son Düzlüğe Girdi!

Öyle böyle, anırta kanırta, ağlaya zırlaya fizik tedavinin son haftasına girdim. Emeği geçenlere teşekkür etme işini son güne bırakacağım. Çünkü sonuç beni tatmin etmezse teşekkür listesinden silinecek isimler olacak! 

Bu bir tehdit mi?! 

Kesinlikle!

Şunu belirtmek gerekiyor ki, gerçekten iyileştiğimi son hafta ve ondan bir önceki hafta idrak etmeye başladım. Diğer haftalar, ağrının üzerimde yarattığı psikoloji ile geleceğe karşı karamsar bakıyordum. Ama bu son iki hafta, gerek evde yaptığım egzersizlerde daha az ağrı çekiyor olmam, gerek daha normal yürümem gerçekten dizimin iyileşeceği konusunda bana moral verdi. 

Ama bundan daha da önemlisi... Artık fizyoterapistlerimin üzerimde uyguladıkları germe bükme hareketleri beni anırtmıyor! Sanırım psikolojimi en çok değiştiren şey bu oldu! Oflamalar, inlemeler ve orta desibelden şikayetlerle tamamlıyoruz artık seansı! Egzersiz bölümü artık benim anırmalarımla inlemiyor! Bu ne büyük mutluluk! Dün ki seansta terapistler pasta getirmiş odalarında yiyorlardı. Kutlamanın sebebi buymuş meğersem. "Bayan Kene artık kulağımızı çınlatmıyor" kutlaması! 

Son iki seansımın kalmış olması ve son iki seansımın öncekiler gibi acılı geçmeyeceği düşüncesi ile artık fizik tedaviyi dört gözle bekliyorum. Trajikomik! 

Yalnız, buradan fizik tedavi alacak dostlara bir uyarı, öneri ya da işte ne derseniz diyin... Kendinizi zihinsel olarak da fizik tedaviye sokmanız gerekiyor. Bence fizyoterapstlerin işi bittikten sonra kendi fizyoterapistiniz olmanız çok önemli. Çünkü bütün bu süreç boyunca vücut ve beyin ortak, sessiz bir anlaşma yapmış durumda. 

"Aman dize bir şey olmasın!"

O nedenle, pek çok gündelik hareketi normalin çok dışında, kendimi rahat hissettirecek ama anormal gözükecek şekilde yapmaya başladım ve en korkuncu, bu benim için normalleşti. Arabaya önce popomu koltuğa yerleştirerek, sonra dizlerimi içeri alarak biniyor ve inerken de bunun geri saran versiyonunu yapıyorum. Ayakta dururken ağırlığımın büyük kısmını sağ dizime veriyorum. Yüz üstü yatmaktan kaçınıyorum. Merdiven çıkarken korkuluklara tutunuyor ve ağırlığımı dizime vermemeye çalışıyorum. 

Yapmamalıyım! Beynime artık dizimin "normal" olduğunu anlatmam, kanıtlamam ve göstermem gerekiyor. Dizime dikkat ederek yaptığı bütün hareketleri kontrol altına almam ve beynimi eskisi gibi kodlamam gerekiyor.

Bunun için ilk adım olarak fizyoterapiste sordum. Aslında soru için biraz o bana pas atmış oldu. O yüzden Suç Ortağı Fizyoterapiste buradan teşekkür ederim.

"Dizinizi nasıl hissediyorsunuz?" dedi.

"İyi, gayet iyi." şeklinde geçiştirdim ilkin. Aksini söylersem daha çok dayak yiyeceğimden korkuyordum. Ama sonra fırsat bu fırsat, diye düşündüm. Şikayetini dile getirdin, getirdin. "Merdiven çıkarken tedirginim." dedim. "Sanki dizim boşalacakmış gibi hissediyorum." 

"Buyurun, çıkalım." dedi. Dört basamaktan oluşan merdiveni gösterdi. Artık karşımda yeni bir challange vardı. Pedal Challange'ını geride bırakmıştım, Bisiklet Challange'ı da artık basit bir egzersiz halini almıştı. Ve işte şimdi, karşımda Merdiven Challange'ı duruyordu! Everest'in tepesine tırmanacak bir dağcı edasıyla yaklaştım merdivenlere. Adeta o soğuk, can acıtan, iç donduran rüzgarını hissediyordum...

Daha da dramatikleştireyim mi sahneyi? Gerek yok, biliyorum!

Ve çıktım. Evet, ben de sizin kadar garip bir hayal kırıklığına uğradım. Zira o filmlerde gördüğümüz gibi, bocalayan, tökezleyen, yardımcıların düşmekten son anda kurtardığı, umutların söndüğü ama sonra tüyleri diken diken bir fon müziğinin girişi ile tekrar ayağa kalkarak, bir adım ve bir adım ve bir adım daha atarak zirveye ulaşan bir hikaye bekliyordum. Ama olmadı. Çok rahat olmasam da çıktım, indim. Sonra biraz daha rahat çıktım ve indim. Suç Ortağı'nın tek yorumu dizlerimi tam açmadığım yönünde oldu. "Dizinizi tam açın sonra diğer adımınızı atın basamağa." demekle yetindi. Tek derdim, eriyen kaslarımın ağırlığımın altında titremesiydi. 

Dün ki seansta çok daha rahat inip çıkıyordum artık. 

Anlayacağınız, zihniniz işleri daha da zorlaştırmadan kontrol altına almanız gerekiyor. Muhtemelen fizyoterapist ile bu konuşmayı yapmasam ve merdiven çıkma işine tedirgin bir şekilde yaklaşmaya devam etseydim, dizimin boşalacağı hissi çok daha kalıcı bir yer edinecekti. Şimdi oradan aldığım gazla oturduğum yerden kalkarken ikisine de aynı ağırlığı vermeye dikkat ediyorum. Ayakta dururken yavaş yavaş sol dizime daha çok ağırlık vermeye dikkat ediyorum. Merdiven çıkarken korkuluklara tutunmamaya ve sanki çok normal bir hareket yapıyormuşum gibi inip çıkmaya dikkat ediyorum.

Tabii bütün bu "dikkat etme"ler yaptığım hareketlerin anormal gibi gözükmesine yol açıyor ama o da düzelecek. 

Umudum seneye bahar da kaykay sezonunu açmak yönünde. O zamana kadar bol yürüyüş, sonra koşu, sonra ev egzersizleri ile dizime, beynime ve vücuduma sakatlanmanın artık çok geride kaldığını anlatmakla geçecek.

Tabii çok sevgili ortopedistim güzel haberler verirse. Operasyona gerek yok, derse. Vay be, her ne yaptıysan, dizin acayip iyileşmiş, eskisinden de sağlam olmuş, derse.

Hala 3 yaşında çocuk gibi mucizelerin hayallerini kuruyorum sanki. Neyse, mucize diye bir şeyin olup olmadığını öğreneceğiz önümüzdeki haftalarda. 

O zamana kadar eklemlerinize iyi bakın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder