Bu aralar herkes bir havaların insanı.
Yok, yok, bu bir iğnemele ya da alttan laf atma amacı güden bir cümle değil. Gerçek anlamıyla, bu aralar etraftaki pek çok insandan hangi havaların insanı olduğunu duyuyorum.
ÇıtıPıtı Tekniker'im mesela güneşli, sıcak havaların insanı. Yağmura, kapalı ve soğuk havalara gelemiyor. Dışarı çıkası gelmiyormuş. İlk sokağa çıkma yasağında hava güneşli olduğu için bir market alışverişi yapmak adına evden çıkıp kaçamak bir sahil yürüyüşü yapmış, mesela. Geçen haftaki sokağa çıkma yasağında kendisinden aynı performansı beklerken eve kapandığını öğrendim.
"Hava o kadar kapalıydı ki evden çıkasım gelmedi." dedi.
Çok sevgili arkadaşım Mantar Terbiyecisi Hanım mesela yağmurlu, soğuk havaların insanıymış. Yumuşak toprağa basmaktan, yağmurun ıslaklığından ve havanın o dirilten soğuğundan hoşlanıyormuş. ÇıtıPıtı Tekniker'in aksine yağmurlu havalarda dışarı çıkamıyor olmak Mantar Terbiyecisi Hanım'ı üzüyormuş.
Bayan Goth'dan emin olamıyorum. Üşümekten hoşlanmıyor olması ve güneşli havaları kaçırmak istemiyor oluşu O'nun da sıcak bahar havalarını seven bir insan olduğunu düşündürüyor ama bana mizacına ters gibi geliyor (Bayan Goth neticede!). Puslu havaların insanı sanki Bayan Goth. Üşümeyecek kadar kalın giyinse puslu olduğu sürece soğuk karlı havalarda bile dışarıda olmak isteyebilir sanki. Hayır, yazın sıcağından da nefret ediyor mesela... Yaz insanı hiç değil! Konuyu kendisi ile görüşeceğim. Ani bir açıklığa kavuşturma isteği ile doldum.
Ben ise dün itibari ile hangi havaların insanı olduğumu buldum.
Hafızam çok boktandır. Anılar uçup gider ve pek çok kereler Bayan Mavi'ye yönelttiğim "Aa, oraya gitmiş miydik biz ya?" şeklindeki sorularımla hem O'nu şaşırtır hem de ben şaşkınlar yaşarım. Ama Abant Gölü'nde yaptığımız tatil kafama resmen kazınmış.
Donmuş Abant Gölü'nün kenarında, belime kadar karların içine kendimi atıp güneşli gök yüzüne baktığımı çok net hatırlıyorum. Filmli fotoğraf makinemle Bir Zamanlar Sıkılgan'ı model olarak kullandığımı ve ergenliğinin üzerindeki huysuzluğunu objektifime çok güzel yansıttığını hatırlıyorum. Bana karşı huysuzluğunu da yansıtmış olabilir tabii... Kar kaplı geniş bir düzlükte at bindiğimizi ve Bay Hastalık Hastası'nın çocukluğuna geri dönerek Malkoçoğlu tavrı ile at sürdüğünü hatırlıyorum. Gölün üzerinde yüzümüze güneş vururken fotoğraf çektirdiğimizi hatırlıyorum.
O fotoğrafa bakmak içime o an, o havada yayılan sıcaklığı yayar.
Geçirdiğimiz en güzel ve en zevkli tatil diyebilirim. Bu nedenledir ki kendimi mutlu hissettiğim bir havayı düşündüğümde aklıma ilk o, Abant Gölü'ndeki hava gelir. Karların beyazlığının güneş altında kristal gibi parladığı, botların kar üzerinde çıkardığı ritmik sesi ile yürüdüğümüz hava. Ağzımdan çıkan buharı görüp gene de terlememek için montumu çıkarmam gerektiği hava.
Bayan Kene güneşli havaların insanı, buna karar verdim. Özellikle karlı güneşli havalar favorisi. Ama eğer kar yoksa güneş de Bayan Kene'yi mutlu etmek için yeterli. Soğuk güneşli, yağmurlu güneşli, sisli güneşli... Güneş olmazsa olmazımız. Zira güneşin etraftaki renkler üzerindeki etkisini çok seviyorum. İnsanın gözüne girince rahatsız ediyor, kabul, ama gözünüzü kapatıp kendinizi bırakırsanız göz kapaklarınız arkasında binbir renkte noktacıklar gezinmeye başlıyor. Adeta sihirli bir olaya tanık oluyormuşsunuz gibi!
Güneş olduğu sürece dışarı çıkmak isterim. Ama güneş gözükmüyorsa, bahar havası bile olsa canım dışarı çıkmak istemez. Belki kar varsa, kar oynamak için dışarı çıkarım ama yürümek, dolaşmak ve temiz havayı içine çekmek için güneş şart.
Kar ise bonusu!! Hem de tarif edilemez bir sevinç, huzur, aklınıza gelebilecek her türlü olumlu duyguya sahip olmamı sağlayan bir bonus!
Kar aşkım kabardı ve bu Dalyan'da büyük bir sorun!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder