2 Aralık 2020 Çarşamba

Aralık ve Arkadaşları

Kasım göz açıp kapayıncaya kadar geçti mi yoksa bir ağda misali uzadıkça uzadı mı, kararsızım. 

İçinde barındırdığı olaylar sebebi ile hem fiziksel hem de ruhsal olarak yorucu geçtiği için sanki ağdalı bir kıvama sahipmiş hissi uyandırıyor. Ama bir yandan da bir sürü koşturma, harala gürele ile geçtiği, hep bir sayılı günün beklenmesi durumu olduğu için de pek çabuk geçti gitti gibi geliyor.

Sanırım hızlı geçmesini sırtımıza vurduğu yap-git kırbacına, bitmek bilmemesini de üzerimizde yarattığı yoğun grimsi bulutlara borçluyuz. 

Öyle ya da böyle... Aralık ayına girdik. Aralık'ı seviyorum. İçinde kutlama olan ayları severim. Bknz. Ekim ayı! Gerek barındığı  doğum günleri gerekse yılın son günü olma lüksünü elinde bulundurması sebebi ile Aralık'ı severim. Yeni bir yıla başlıyor olmanın heyecanı da sarar içimi. Öyle çok, "Yeni yılda yeni bir insan!" ya da "Yeni yılda yeni sözler!" şeklinde bir insan değilim. Dilek dilemekten haz duyan biri olarak yeni yıla girerken bir dilek diler sonra da hiçbir şeyin değişmediği hayatıma devam ederim. Sözlerle oyalamam kendimi! Vakit kaybetmem! 

Ne kadar iddialı!

Geçirdiğimiz korkunç sıkıcı, üzücü ve yıpratıcı seneyi düşünürsek bu Aralık ayının üzerindeki sorumluluğun da ne kadar büyük olduğunu görürüz. Covid'in etkileri bütün bir seneye kocaman kara bir damga vururken herkesin bir sonraki yıldan medet umar bir hale gelmesi bence Aralık'ın canını biraz sıkmış olabilir. 

"Olay bende bitmiyor ki?!" diye isyan ettiğini görebiliyorum, Ekim, Kasım ve Eylül'le otururken. "Hayır, ben mi başlattım ki ben bitireceğim?"

"Çok kişisel algılıyorsun." diyor Ekim. 

"Senin konuşmaya hakkında yok." diye çıkışıyor Aralık. "Senin zamanında kolaydı. Herkesin keyfi yerindeydi." Sonra gözleri Kasım'a kayıyor. 

Suçlayıcı bakışları üzerinde hisseden Kasım önce itiraz edecek gibi oluyor ama vazgeçiyor. Her şey ortada. "Sonra işler daha da kötüleşmeye başladı." diyor. 

"Hava değişimi!" diye lafa giriyor Ekim. Arkadaşlarının üstünde gezinen kara bulutları dağıtmak ister gibi. "Hav değişimi bu! Geçecek. Ayrıca..." diyor yanındaki arkadaşlarına biraz daha sokularak. "Onlara bir baksanıza. Bizden daha kötü zamanlar geçirdiler." Gözleriyle odasının arkasındaki bir grubu gösteriyor. 

Temmuz, Haziran ve Ağustos, ellerindeki bardaklara bakarak sessizce oturuyor. 

"Onlar bizden de tatsız geçirdi." diyor Eylül, kafasını sallayarak. "Nasıl da heyecanlıydılar, ilk başta. Nasıl da kıskandık onları o zaman." 

Aralık, yaz arkadaşlarına bakıyor. Sonra kabul etmez bir şekilde kafasını sallıyor. 

"Aynı şey değil!" diyor. "Görmüyor musunuz? Herkes benim hemen çekip gitmemi bekliyor. Herkes benim gitmem için gün sayıyor!"

"Aslında..." diyor Eylül, "Teknik olarak senin bitmen için hep gün sayılıyor."

"Hatta saniyeler!" diyor Ekim. Tatlı bir şakaya ortak olmanın verdiği mutluluğu arkadaşlarıyla paylaşmak için Kasım Aralık ve Eylül'e bakıyor. 

Hepsi onaylamaz bir şekilde sırası değil bakışı atıyor Ekim'e. 

"Üzgünüm." diyor Ekim. "Tatsızdı."

"Zaman tatsız." diyor Kasım. Bu sefer hepsi sessiz bir şekilde onaylıyor.

"Belki seneye..." diye başlıyor Eylül, bir iki umut serpiştirmek adına.

Aralık gözlerini yuvarlıyor. "Ne olur, sen de başlama Eylül!" diyor. 

Kasvetli bir ortam. Kimse memnun değil. Belki Ocak ve Şubat. Onlar hala senenin neler getireceğini bilmeyen insanların coşkulu kutlama sarhoşluğuna sahipler. Kadehlerin tokuşma ve söyledikleri şarkıların sesleri geliyor masalarından.

Mayıs, Mart ve Nisan ise tedirgin. Baharın umutlarının yeşerdiği tatlı anılara sahipler. Güzel havalara, koşturan çocuklara, yapılan planlara... Bunları paylaşıp konuşuyorlar sessizce. Çünkü hüsranla dolu yaz aylarının ve hüsranla dolu sonbahar aylarının tepkilerini çekmekten çekiniyorlar. Fısıldaşmalar geliyor onların masasından. Bir iki kıkırdama sonra bir susturma çabası. Etrafa tedirgin bakışlar atan hınzır Nisan ve onun ilgisini tekrar üstüne çekmek için bir şaka patlatan Mart. Mayıs aralarında en sessizi. Çöküşün başlangıcını temsil ettiğini düşünüyor içten içe ama kendini o korkunç düşünceye kaptırmıyor. 

Aralık'ın gözleri bütün masalarda geziniyor. Omuzları çöküyor. Sadece kendi için değil, bütün aylar için üzülüyor. Çok daha farklı geçebilirdi, diye geçiriyor içinden. Buradan gitmemizi dört gözle beklemeyecekleri bir sene geçirebilirdik, diyor. 

Tatlı bir dokunuş düşüncelerinden çekip alıyor Aralık'ı. 

"Üzme kendini." diyor Ekim. "Beraber geldik, beraber gideceğiz." 

Aralık gülümsüyor. Masada yalnız olmamanın verdiği mutluluğun içini sarmasına izin veriyor, bu sefer.

"Yalnız dikkat edelim." diyor Kasım. "2021'inkiler geldiğinde Ocak ve Şubat'a hakim olmamız lazım."

Suratlarını ekşiterek sarhoşlar masasına bakıyorlar. 

"Olay çıkaracaklar, değil mi?" diye soruyor Ekim.

"Ocak bence şimdiden, yerine gelecek Ocak'ın kafasına atacağı şişenin hayali ile eğleniyor olabilir." diyor Eylül. 

Kasım gülüyor. "Yeni Ocak'da sarhoş sarhoş geldiğinde bizimkinin kafasına bir ayakkabı atacak bence." diyor. 

"Bence bir bira kutusu!"

"Bence sırtında getirdiği yeni yıl ağacı!" 

Örnekler çoğalır, seslerine kahkaha karışırken az önce etraflarını kaplayan bulutlar dağılıyor. Geleceği düşünmenin yarattığı heyecana kaptırıyorlar kendini.

O zaman Aralık'ın bize biraz daha hak vereceğini düşünüyorum. Geleceğin hayalini kurarak kendimizi eğlendirmekten başka yapabileceğimiz çok bir şey yok. 

Kişisel algılama Aralık. Büyük kutlama lüksüne hala sen sahipsin!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder