11 Şubat 2021 Perşembe

Küçük Kadınlar (Bayan Kene Uyarlaması)

Daha fazla ayılmadan ve beynim gün içinde daha başka olaylarla, görüntülerle dolmadan rüyamı anlatmam lazım.

Rüyam Küçük Kadınlar kitabının yetişkin versiyonuydu. Ama porno yetişkinliği değil, daha çok Requiem For A Dream yetişkinliği. Karamsar, gergin, uyuşturuculu ve intiharlı.

Jo'nun kasabalarından ayrılıp şehre gideceği ve Meg'in de kardeşlerini alarak ülke dışında çıkacağı (muhtemelen Paris) gün. Jo'yu kocaman bir malikanenin içinde görüyorum. Malikane muhtemelen bunları çok seven o zengin amcanın malikanesi. Bir yatağın üzerine oturmuş ufacık poşetlerde (o dönemde poşet olduğuna emin değilim ama benim gördüğüm poşet idi) bir şeylere bakıp "Acaba bu kaç gramdır?" diye sorduğunu görüyoruz. Karşısında ince uzun bir adam var. O da onunla yatağa oturmuş, Jo'yu izliyor.

"Ne kadar istiyorsun?" diye soruyor adam.

"Bilmiyorum." diyor Jo. "Bunun kadar istemediğim kesin!" ağzına kadar dolu bir poşeti gösteriyor. Para atıp da aldığın yuvarlak şekerler vardır ya... Poşet onlarla dolu ve taşmak üzere. Hatta taşıp yatağa dağılıyor. Jo küfrediyor.

"Şuna baksana! Kim içer ki bunları?!" Adam gülüyor, renkli yuvarlak topları poşetin içine geri yerleştirmesine yardım ediyor. Sonra başka bir poşet gözüne çarpıyor Jo'nun. Dibinde ufak pembe boncuk gibi şeyler var.

"Bu ne kadar?" diye soruyor. 

Adam cevap veriyor mu hatırlayamıyorum ama Jo "Bunun kadar istiyorum." diyor. Kamera uyuşturucu alışverişi yapan Jo'dan uzaklaşıyor ve sahne değişiyor. 

                                                                        *    *    *

Temizlik yapan bir kadın görüyoruz. Kocaman bir evin kocaman camlarını siliyor, merdiven tepesinde. Yanında bir adam, fötr şapkalı bir adam gazete okuyor. Haberlerde zenci bir adamın birini öldürdüğü ve yakalanması için bir arama ilanı var. 

"Kim tahmin edebilirdi ki..." diyor Fötr Şapkalı Adam. Öldüren adamı tanıdığını anlıyoruz ama aynı zamanda da hoşlanmadığını. Çünkü cümleyi söylerken "Aslında ben başından beri biliyordum." havası var. 

Merdivenin Tepesindeki Hanım "Yazık." diyor. "İyi, beyefendi bir insandı. Meg'le birbirlerini çok seviyorlardı." 

Fötr Şapkalı Adam kafasını sallıyor. Anlam verememiş bir hali var. Tasvip etmediğini anlatır şekilde cık cıklıyor. 

"Hem neden bir insanı öldürürsün ki? Benim de sıkıntılarım var ama gidip de bir insan öldürmüyorum" diyor.

Merdiven Tepesindeki Hanım kafasını çevirip, koltukta oturan, ayaklarını uzatmış gazete okuyan adama bakıyor. "Benim de sıkıntılarım var ve bunlar yüzünden şu anda sizin camlarınızı temizliyorum." diyor. Adam gazeteden şaşkınlıkla kafasını kaldırıyor, kadınla göz göze geliyor. Dene beni, diye geçiriyor içinden kadın. Dene ve insanların sana neleri yapmak zorunda kaldıklarını anlatayım... Adam yutkunarak gözlerini indiriyor ve gazetesini okumaya geri dönüyor. Sessizce ve sahne değişiyor.

                                                                        *    *    *

Tren garındayız. Kalabalık, yağmur, çamur ve gürültü arasında 2 kadını görüyoruz. Beth gitmek üzere olan trene binmiş, gözleriyle kalabalığı tarıyor. Meg bir yandan Beth'i koruyucu bir tavırla tutarken bir yandan endişeli gözlerle etrafa bakıyor. 

Trenin düğünü ötüyor.

"Nerede kaldı?" diye haykırıyor Beth.

"Birazdan gelir, endişelenme." diyor Meg. Ama korkunç bir karar vermek zorunda kalacağını hissediyor. 

"Geri dönelim." diyor Beth. Başına bir şey gelmiş olmasın?"

"Dönemeyiz Beth!" diyor Meg. Gözleri sert, kararlı ve üzgün. "Gelecek, merak etme." diyor ama sesinde ümit yok. 

Trenin düdüğü tekrar ötüyor. Tekerlekler hareket etmeye başlıyor. 

Meg daha fazla düşünmeden Beth'in yanında çıkıyor.

"Ya başına bir şey geldiyse?" diye soruyor Beth.

"Gitmek zorundayız." diyor Meg. 

Tren gardan yavaş yavaş uzaklaşırken ikisinin de gözleri kalabalığı, yağmuru çamuru ve gürültüyü tarıyor. 

Sahne değişiyor.

                                                                        *    *    *

Malikanenin içindeyiz ama ilk sahnedeki doluluk yok. Bomboş malikane. Karanlık ve soğuk. Terk edilmişliğin soğukluğu. Jo ilk sahnedeki yatağın üzerinde oturuyor. Yanında boş bir poşet. Ağlıyor.

"Gitmek istemiyorum." diyor boşluğa. Hıçkırıyor. "Gitmenizi istemiyorum."

"Hadi ama Jo!"

Kafasını kaldırıyor. Meg karşısında durmuş elini uzatıyor. Kumral saçları omuzlarına dökülüyor, üstünde mavi bir elbise var ve çok zarif gözüküyor.

"Meg? Siz, geri mi döndünüz?"

Meg cevap vermiyor, onun yerine Jo'nun yanına geliyor. Kısa saçlarından ellerini geçiriyor ama Jo hiçbir şey hissetmiyor. 

"Gitmelisin." diyor Meg. "Hepimiz gitmeliyiz."

Jo direnmenin anlamı olmadığını anlıyor. "Yanımda kal." diyor.

"Hep yanında olacağım." diyor Meg. Tekrar elini uzatıyor. Jo boşluktaki eli tutuyor, ayağa kalkıyor. Meg koşmaya başlıyor. Elini bırakırsa kaybolacağını düşünüyor Jo ve o da koşmaya başlıyor. Kocam malikanenin içinde kahkahalarla koşam Meg'i takip ediyor. Bir salondan diğerine geçerken koltukta uyuyan Amy'i görüyor. 

Güzel bir hayal, diye düşünüyor. Meg yanımda, Amy uyuyor, Beth güvende... 

Uyuyan Amy'nin yanından koşarak geçiyor ve kamera Amy'nin üzerinde kalıyor. 

Islak saçları alnına yapışmış Amy'nin gözleri kapalı. Kamera yavaş yavaş aşağı iniyor. Islanmaktan koyulaşan elbisesinin eteklerinde çamurları görüyoruz. Sonra önümüze ufak bir el düşüyor. Amy'nin ufak eli düşüyor ve uyanıyorum.

Elbette yazıda anlatırken çeşitli eklemelerim var ama her sahneyi gördüm. Sanki bütün gece bir film izlemiş gibi uyandım. Belki daha fazla sahne izlemişimdir. Belki Meg'in sevgilisinin Beth için adam öldürdüğünü izledim. Belki Jo'nun saçlarını uyuşturucu için kestirdiğini, belki de Amy'nin hasta olduğunu öğrenmesini izledim. Ama hatırlamıyorum. Sadece düşününce hatırladıklarım arasına çok güzel oturduğunu hissediyorum. 

Belki de Darren Aronofsky'le konuşmalıyım (biz pek sık konuşuruz, o camiada sevilir, sayılırım). Senaryoyu seveceğini düşünüyorum. Requiem For A Dream'den az kalır yanı yok bence. 

İşin ilginç tarafı neden böyle bir konsept ve neden Küçük Kadınlar? Son zamanlarda çok sık çözülmeyen problemleri ile baş etmeye çalışan kadınları görmekten kaynaklandığını düşünüyorum. Konu karamsar olduğu içinde bu zamana kadar en karamsar film olarak beynime işlediğim Requiem For A Dream'le harmanlamışım. 

Ben kesinlikle Aronofsky'i aramalıyım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder